Aka Gündüz

Yazar : Abide Doğan
İsbn : 9751703709
Yayın Tarihi : 1989
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 189
Ölçü : 13,5 x 19,5 cm
Yayınevi : Kültür Bakanlığı
Bahsi Geçen : Aka Gündüz

Son devrin en velut hikâye ve romancılarından olan Aka Gündüz 1885 yılında Manastır'a bağlı Alasonya ile Katerina arasındaki bir dağ köyünde doğmuş, daha sonra' Selanik nüfusuna kaydettirilmiştir. Babası Rizeli Fincioğulları'ndan Binbaşı İbrahim Kadri Bey, annesi Sapanca'nın Kırkpınar köyünden Hüseyin Kur Bey'in kızı Melek Hanım'dır. Aka Gündüz çok küçük yaşta iken annesini kaybedince, babası Kadri Bey çocuk yalnız kalmasın diye bir Fransız mürebbiye tutmuştur. Böylece Aka Gündüz'ün çocukluk yılları da Serez'de mürebbiye ile babası arasında geçmiştir. Bir mülakatta bugünlerini şöyle anlatır: "Yedi yaşımda iken bahçeleri çiçekli ve suları berrak Serez'de idim. Babam henüz evlenmediği için anasızdım. Bir Fransız mürebbiyem vardı. Bu mürebbiye onu öylesine etkiler ki, hayatının ileriki yıllarında vereceği eserlerinde mürebbiyelerin genellikle olumsuz yönlerinden bahsedecektir. Aka Gündüz ilk tahsiline Serez'de başlamış, Selanik'te bitirmiştir. On iki yaşına geldiğinde babası tekrar evlenmiş, bunun üzerine de mürebbiye evi terketmiştir. Böylece yapayalnız kalan Aka Gündüz Selanik'teki Askeri Rüştiye'ye başlar. Üvey annesinin, onu çok sevdiğini söyleyerek okula göndermek istememesi üzerine evden kaçarak İstanbul'da bulunan amcalarının yanına sığınır. O zamanlar Abdülhamid'in yakın adamlarından biri olan amcasının yardımıyla Galatasaray'ın idadi kısmına yazılır. Bir süre sonra da babaları harpte olan asker çocuklarının kaydedildiği Eyüp'teki "İplikhane-i Askeri Sınıf-ı Mahsusu"na leyli öğrenci olarak başlar. O zamanlar, asıl adı Hüseyin Avni iken Hüseyin Avni Paşa ile karışmaması için Enis Avni'ye çevrilir. Daha sonra da Aka Gündüz olur. Yazar, Enis Avni adının Aka Gündüz olarak değiştirilmesini zamanın ünlü muharriri Mecdi Sadrettin'in yaptığı bir mülakatta anlatır: ...Selanik'te idim. Merhum Abdülkerim Paşa ile pek dost idim. Bir gün Olempüs Palas'ta bana dedi ki: Hazret, evlat! Sen bazı çok güzel şeyler yazıyorsun. Fakat herkes, hepimiz okuyoruz ve diyoruz ki; adam sen de bizim Enis Avni yazmış. Ve ağzınla kuş tutsan "bizim Enis yazmış" diye yazıların ehemmiyetini kaybediyor. Gel, kendine bir Arapça nam-ı müstear bul, arkasına saklan, ondan sonra bana hayır dua et...
******