Afşaroğlu

Yazar : Refik Özdek
İsbn : 9754371474
Yayın Tarihi : 1994
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 223
Ölçü : 12 x 19,5 cm
Yayınevi : Ötüken Neşriyat

Bizim köy bir kuyudur. Kör-karanlık bir kuyu. Köyün dört yüz nüfusu bu karanlık kuyunun dibinde yaşar. Ara sıra üzerimizden bir yıldız kayıp geçer, kuyunun dibini ışıtır, ama sonra yine karanlık, yine unutulmuşluk... Yazları bir fırın, kışları ise bir derin dondurucudur bizim köy. Aralık başlarında kar düşer ve bir daha aylarca kalkmaz. Haftalar geçtikçe kar kalınlaşır, saçaklardan sarkan buzdan mızraklar büyür ha büyür, kasaba yolu kapanır. İnsanlar köyden, bazıları evlerinden çıkamaz olur. Yazları fırın gibidir, dedim ama aralıksız uğraşılarla geçen günlerde biz o sıcağı daha da arttırırdık. Her işi beden gücü, kol gücü ile yapardık. Harman taşıyla ya da düvenle buğday saplarını ezdikten sonra hafif bir yel esmesini beklerdik. Yel eserse yapışırdık yabalara. Tınaz, tozak, tozan terli vücudumuza yapışır, vıcık vıcık olurdu vücudumuz. O yıllarda köyde traktör yoktu, biçerdöver yoktu, elektrik yoktu. Elektrik olmayınca buzdolabı, televizyon da yoktu. Rüzgârla yarışır, güneşle savaşırdık işi vaktinde bitirmek için. Ve kızgın güneş tepemizde, ışın oklarıyla sanki yalnız bizim köyü, yalnız bizim vücudumuzu nişan alırdı. Köyü kasabaya bağlayan toprak yol, üzerinden hiç eksik olmayan, kıvrım kıvrım uzanan bir toz bulutunun yatağı idi sanki. Esen yele göre ne kadar savruk, ne kadar alçak, ne kadar yüksek olsa da, yoldan kopmayan o toz akıntısına bakarak, gelip gidenin bir atlı mı, bisikletli mi, at arabası mı, pazarda satmak için götürülen koyun, dana gibi hayvanlar mı olduğunu hemen anlardık... Böyle de olsa, özellikle biz gençlerin eğlenceli, mutlu günlerimiz de az sayılmazdı. Atalarımızdan bize pek çok görenek-gelenek arasında, tura, cirit oyunları, güreş, yarış gibi eğlenceler de kalmıştı. Bunlar, belki yüzyıllardan beri fazla bir değişikliğe uğramadan her yıl tekrarlanıyor, sürüp gidiyordu. Köye elektrik gibi, traktör ve biçerdöver gibi şeyler gelmemiş olsa belki uzun yıllar daha sürüp giderdi. Ben, bu saydığım şeyler gelmeden çok önce, değişmezlikten, monotonluktan sıkılmaya başlamıştım.
******