Adalar'a Çıkmak İstanbul Açıklarındaki Bir Takımadanın Öyküsü

Yazar : Catherine Pinguet
İsbn : 978605953709
Yayın Tarihi : Şubat, 2018
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 203
Ölçü : 20 x 28 cm
Yayınevi : Türkiye İş Bnkası Kültür Yayınları

HARİTA ÜZERİNDE DOKUZ NOKTA
Çocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam gözüm hemen bir ada arar... Haritada ada görmeyeyim, içimdeki dostluklar, sevgiler, bir karıncalanmadır başlayıverir. Hemen gözlerimin içine bakan bir köpek, hemen az konuşan, hareketleri ağır, elleri çabuk, abalar giymiş bir balıkçı, yırtık bir muşamba kokusuyla beraber küpeşte tahtaları kararmış, boyası atmış ağır ve kaba bir sandal, sandalın peşini bırakmayan bir kuş, ağ, balık, pul, sahilde harikulade güzel çocuklar, namuslu kulübeler, kırlangıç ve dülger balığı haşlaması, kereviz kokusu, buğusu tüten kara bir tencere, ufukları dar sisli bir deniz...
İstanbul açıklarında, Rumların Propontis diye adlandırdıkları Marmara Denizi adalarından birinde yaşamış olan Sait Faik’in öykülerinden biri bu sözlerle başlıyor. Devamı ise şöyle: “Orada dört tarafı suyla çevrili yerde rüzgârlar, fırtınalar, deniz canavarları, insanların büyük, sağlam dostluklar, sağlam adaleler, namuslu günler ve gecelerle birbirlerine sokulmalarını, yardımlaşmalarını buyurur.” Yazar tesadüf eseri çocukluk düşlerinin adasına yerleştiğinde basit, namuslu bir yaşam sürdürmek istediğini ve insanlığı, cesareti, sıhhati, iyiliği, saffeti, dostluğu, alın terini, sessizliği aradığını anlatıyor. Mükemmel ve halaskar ada ütopyası burada sona eriyor.
Sait Faik özellikle ufacık tefecik biçimsiz adaların kendisini nasıl cezbettiğini yine aynı öyküde anlatmış. Daha önce okuduklarından mı etkilenmiş? Bilemiyoruz. Robinson Crusoe’yu çok zaman önce okuduğunu hayal meyal anımsıyormuş. Onun gibi dünyası yoksul, itilmiş kakılmış, aykırı insanlarla çevrelenmiş bir kişinin, zaten Defoe’nun romanından aklında ne kalmış olabilir ki? Gilles Deleuze “Causes et raisons des îles desertes” başlıklı yazısında, ahlak anlayışı mülkiyetle sınırlı bu kitabı çocukların hâlâ okuduklarını görmek ne kadar hüzün verici diye yazmış: “Sağduyu sahibi her okuyucu -bir anda yamyamlıktan tiksinip uslu uslu çalışmaya kendini veren, mutlu köle rolündeki- Cuma’nın en sonunda Robinson’u yiyeceğini hayal eder.”...
******