Abdülmecit İmparatorluk Çökerken Sarayda 22 Yıl

Yazar : Hıfzı Topuz
İsbn : 9789751413574
Yayın Tarihi : Ağustos, 2009
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 205
Ölçü : 13,5 x 19,5 cm
Yayınevi : Remzi Kitabevi

Bir temmuz sabahı güneş Çamlıca sırtlarında yükselirken Boğaz sularına altın ışıklar saçmaya başlamıştı. Veliaht Abdülmecit henüz on altı yaşındaydı, birkaç günden beri annesi Bezmialem Sultan'la birlikte halası Esma Sultan'ın Çamlıca'da bir sarayı andıran köşkünde kalıyorlardı. Babası İkinci Mahmut da Esma Sultan'ın köşküne çekilmişti. Abdülmecit o sabah erken uyanmış, pencereden dışarıyı seyrederken türlü hayallere dalmıştı. Bahçede kuşlar ötüşüyordu, dallarda yaprak kımıldamıyordu. O gün havanın çok sıcak olacağı belliydi. Genç veliaht gününü nasıl geçirecekti? Önce kendi odasında zengin bir kahvaltı, sonra annesi ve halasıyla havadan sudan biraz sohbet, daha sonra hasta yatağında yatan babasının çekinerek hatırını sormak, ondan sonra köşkün bahçesinde ufak bir gezinti, bağdan bir salkım kopararak yeni yeni olgunlaşan üzümlerin tadına bakmak... Abdülmecit bunları düşünürken odanın kapısı güm güm vuruldu. Sabahın köründe kim böyle saygısızca kapıya gelebilirdi? Hemen sırtına sırma işlemeli atlas hırkasını alarak, "Geliniz!" diye bağırdı. Kapıda Meclisi Vala Reisi Koca Hüsrev Paşa vardı. Seksen yaşlarında, orta boylu, tıknaz, mavi gözlü, kısa sakallı bir adamdı. Yüzü kıpkırmızıydı, içeriye daldı ve acıklı bir sesle "Veliaht hazretleri," dedi, "çok üzücü bir haber vermek için bu saatte odanıza geldim. Beni affedin. Muhterem pederiniz zatı şahaneyi az önce kaybettik. Ne yapalım, kader böyleymiş. Allah u Taala'dan kendisine rahmet dilerim: Hünkâr hazretlerinin cenazesini hemen kaldıracağız. Cülus merasimini hazırlayacağız. Tahta çıkacaksınız." Genç veliaht kendini babasının ölümüne hiç hazırlamamıştı. Birdenbire kurşun yemiş gibi sarsıldı. Yüzünü ateş bastı, dudakları kurudu. Kulakları uğuldadı, kalbi hızla çarpmaya başladı. Tek kelime söyleyecek gücü kalmadı. Hüsrev Paşa veliahtın konuşmasını beklemeden odadan çıktı. Abdülmecit bir süre ayakta kaldıktan sonra pencerenin önündeki sedire çöktü. Ne yapacağını bilmiyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyor ve düşünceleriyle başbaşa kalmak istiyordu.
******