A. Şinasi Hisar

Yazar : Çelik Gülersoy
İsbn : 9757512273
Yayın Tarihi : Ağustos, 2001
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 34
Ölçü : 16,5 x 23,5 cm
Yayınevi : Çelik Gülersoy Vakfı
Bahsi Geçen : Abdülhak Şinasi Hisar

Dün 3 Mayıs'tı! Onun tam otuzuncu ölüm yıldönümü. Adı ve kişiliği İstanbul'la bu kadar bütünleşmiş başka bir yazarımız yoktur. Onun için birkaç gün, Merkezefendi'deki ıssız mezarına bir buket kır çiçeği koyar gibi, birkaç yazıyı, onun hatırasına sunacağım. Neden kır çiçeği? Çünkü yazılarım, kısacık ve küçümencik. Hâlbuki onun hakkında kitaplar, kitaplar çıkmalı. Ankara Yokuşu'na dadandığım 17 yaşımda (10-16 yaşım arasını, Beşiktaş kitapçılarından aldığım, Fransızcadan çevirme, macera romanları ile doldurmuştum), çıkışta, solda, Vilayete varmadan sol köşede yer alan "Hilmi Kitabevi" vitrininde, onun kitaplarını gördüm (İlk üçü). Camın arkasında da, efendiden, hafif tombul, bir zat otururdu: ''Naşir'' yani yayıncı, Hilmi Bey. İtiraf edeyim, önce kitapların dıştan görünüşü ilgimi çektiği için, her ay bir tanesini almaya başladım: Edebiyat hocamız ünlü şair Halid Fahri Ozansoy, bize, Abdülhak Şinasi'nin adından bile bahsetmemişti. Vitrindeki kitapların, öbür yayınlardan çok farklı bir görünüşleri ve "kişilikleri" vardı: İyice kalın kâğıda basılmış, güzel sarı renkli bir kapak içinde, kalın ve "tok" kitaplardı, bunlar. Yaşlı kitapçı, girişte hemen solda bir koltuğa oturan efendiden adam, bir-iki kez geldiğini gördüğü bu zayıf çocuğa, eserleri "hararetle tavsiye" ile kalmadı, heveskâr genci, yazarına "takdim" etmeyi de vaat etti. Aslında bu Hilmi Bey de, ilgimi çekiyordu. Görünüşündeki soyluluk bir yana, oturduğu koltuk bile dikkate değerdi. Çünkü o devirlerde kitapçılar, genelde tezgâh arkasında ayakta durur, rafları düzeltirken gelenlere cevap verir, en çok da, bir veya iki sandalyeleri olurdu. Bu zat ise, kadife bir koltukta oturuyordu! Abdülhak Şinasi'ye bağlanmak için, ilk sayfalar bana yetmişti. Daha birinci kitapta, yani Çamlıca'da, ona hayran olmuştum. İstanbul'u böylesine "engin" bir anlatım, her bir bahiste, uçup kanatlanmaya başlayan duygular, İstanbul'u İstanbul yapan ölümsüz güzellikleri, başlıca da, güneşin ufukları boyayarak batışını, tepelerde şemsiyeler gibi açılan fıstık çamları başta olmak üzere...
******